6 Eylül 2016 Salı

Cunda eski Cunda değil

Her yıl yazlık için Ayvalık tarafına gittiğimizden yolumuzu mutlaka Cunda adasına düşürür birşeyler yer, eve götürmek üzere damla sakızlı veya lorlu kurabiye alır ama güzel bir kahve içemeden eve dönerdik.
Bu sene benim için herşey değişti tıpkı Ankara ve Istanbul'da olduğu gibi Cunda'da da cafeler almış başını gitmiş.
Ben zaten araştırmamı önceden yaptığımdan Sade Cunda cafe ilk durağımız oldu...
Mekan çok hoş dekore edilmiş, çalışanlar güler yüzlü ve ürünler lezzetli.
Biz yemek yemedik ama içtiklerimiz tazecik meyvelerden ev yapımı içeceklerdi ve içtikçe içesim geldi.
Kahveler çok lezzetli ve sunum şahane.
Mekanın sevimli köpişleri de mekanı daha da sevimli hale getiriyor.
Fiyatlar ise  beklentiyle doğru orantılı.
Yan masada gördüğüm yemeklerse seneye ilk durağımın neresi olacağını şimdiden gösterdi.


29 Ağustos 2016 Pazartesi

Ayvalıkta bir Cafe

Bazı tatil beldeleri aldı başını gitti, Ayvalık hep aynı... der dururdum, aynı olması iyi hoş ama insan 20 gün kalınca azıcık bir şeyler istiyor, lezzetli bir şeyler yesek, güzel sohbetler etsek...
Mekan eski bir Rum evi olsa mesela der dururdum ve Pino Cafe imdadıma yetişti.
Cafe'nin sahibi Pınar'ı üniversiteden tanıyorum, aslen Istanbul'lu, sonradan yerleşti Ayvalığa, çokta iyi etti.
En azından bize gidince koşa koşa gidilecek cafe'yi açmış oldu.
Pino cafe eski Rum mahallesinde, yüksek tavanlı bir taş binada yer alıyor.
Zarif ve sade dekore edilip, harika müzikleriyle ruh katılmış bir mekan burası.
Dolaşmaktan yorulduysanız, buz gibi ev yapımı bir limonata için, acıktıysanız karamelize soğanlı cheeseburger için, hiç olmazsa kahve yanı tatlı keyfiniz için uğramalısınız.


30 Temmuz 2016 Cumartesi

Liberty Lykia - Eski ismi Lykia World











Mayıs ayında gittiğimiz Side tatilinden bahsetmiştim, işte biz ordan Fethiye'ye geçtik. Zaten yakın harika suları görelim dedik ve yaklaşık 2-3 saat süren yolculuğa başladık. Yollar harika, yepyeni. Yolculuk boyunca Akdenizin mis gibi havasını içinize çekip, kocaman ağaçları izleyebiliyorsunuz. Bu benim için bulunmaz fırsat, Ankara'da 1 tane bile ağaç kalmadı desem abartım kimseyi şaşırtmaz.
Sarp için denize sıfır tesis olan Liberty Lykia oldu seçimimiz. Zaten denize sıfır çok tesiste yok.
Otelin içinde bulunduğu doğa muhteşem. Yemyeşil ağaçlar, berrak bir deniz. Deniz sadece Uzakdoğu fotoğraflarına eklenenlerden, pırıl pırıl.
Gelelim otele; Otel değişik bir konsepte, tam ortasında çarşı falan var.Biraz karışık bir ortam.Ama güzel.
Herşey dahil ama içicek çeşitleri sınırlı. Yemekler ise çok çeşitli ve lezzetli. Özellikle ızgara olanlar. Şu mayonezli 'bir gün önce bunun sadesini görmemişmiydik' olayı bana heryerde olur burda da oldu ama bunu da doğal karşılıyorum, onca çeşit yemek bulmak zor tabii.
A la Carte restoran var ama açık büfe denizin dibinde oturma fırsatı verdiğinden denemedik-ve unutmayın ücretli!
Odalar büyük, balkonlardan mis gibi deniz ve ağaç kokuları geliyor. Ama eski, artık yenilenmeli.
Personel sevimli ve ilgili.
Tekrar söylüyorum ve hep söylerim bu deniz bence Türkiye'nin en iyi denizi. Su çok serin olduğundan biz giremedik ve uzun uzun bakıştık kendisiyle.
Çocuklar için shuttle yada yürüyerek gidebileceğiniz bir dünya kurmuşlar. Su kaydırakları, oyun alanları kendilerine özel restoranlar.
Sarp belki yaşı henüz uygun değil belki de biraz rahatsızdı nedeni bilinmez pek sevmedi orayı. Genel havuza ve çocuk plajına gittik biz.
Çocuk plajındaki bar benim favorim oldu, tüm gün orada takılabilirim bir dahaki sefere.
Kids club saat 22:00 kadar açık diye biliyorum ama zaten gösteriler 22:00 gibi bittiğinden anne-baba 2 saat oynasın bizde birer 'drink' alalım olayına giremiyor.
Birde havlu meselesi var benim hoşuma gitmeyen.
Fazla eşya taşımamak için havlu götürmediyseniz şu havlu kartı sistemi burda da var ve ben bu işten hiç hoşlanmıyorum ama saygı duyuyorum, demekki otel havlusu seven çok evinde de kullanmak istiyor 😊bir daha kendi havlumla giderim.
Akşam üzeri yamaç paraşütlerinin otel önündeki piste inişlerini izlemeyi unutmayın, ben cesaret edemem ama belki siz edersiniz.


29 Temmuz 2016 Cuma

Kahvaltı'da ne Yesek

Ben öyle klasik kahvaltıları pek sevemiyorum, kibrit kutusu kadar peynir, domates salatalık.Zaten hayat mecburi rutinde. Kahvaltı olmasın bari. Bana göre kahvaltı  güne açılan ilk güzellik, ilk şükretmen gereken an, uyandın mı? önce yanında kim yatıyor diye bak-gülümse, sonra yan odaya git, üzerini örterken gülümse, en son olarak kahveni eline al ve topladığın gülümsemelerle şükret...İşte o an tamda kahvaltı anına denk geliyor...işte bu yüzden kahvaltı güne güzel başlamanı sağlamalı.
Tam olarak 'hayat' gibi tek tabakta çok lezzet olmalı ama karman çormanda olmamalı.
Beni tanıyanlar bilir, yemek işi pek önemlidir benim için, doymak için 2 lokma tıkıştırıp son veremem yemeğe.
Her gece yatarken kahvaltıda ne yesem diye düşünürüm, o derece yani...
Bazen peynirli bir omlet yanında meyve, bazen smoothie tabağı, bazen ise peynirli meyve tabağı...
Bu sabah rokfor ve keçi peynirlerinin yanında harika üzümlerim ve 1 tanesi fıstık ezmeli-reçelli kızarmış iki dilim ekmeğim vardı.
Yarın ne yesem diye düşünüyorsanız-deneyin pişman olmazsınız(akşam içinse fotoğraftan kahveyi kaldırın yerine şarap kadehini koyun)

Afiyet olsun😊😊😊


22 Temmuz 2016 Cuma

Paris'te Ara Sokaklar

Çevremde ki çoğu kişi yolunu mutlaka Paris'e düşürmüştür.
Sacre Couer'de merdivenlerde oturmuş, Notre Dame kilisesinin ihtişamına kapılmıştır ama bir Parisli gibi dolaşıp Parisli gibi alışveriş yapmak herkes'e kısmet olmaz herhalde.
Bu Parise kaçıncı gelişim bilemedim 7-8...10? Bir ara soğumuştum kendisinden...
pis sokaklar uçuk otel fiyatları ve minicik odalar...
Bu sefer öyle olmadı ama kendini tekrar sevdirdi bana.
Madeline de Hotel des Comedies'de kaldık, yeri çok merkezi, odalar yenilenmiş tertemiz,  normal büyüklükte. Kahvaltı almadık hemen köşede pastane varken gerek duymadık.
Iş gezisi olduğundan sadece akşam üzerleri ve 1 boş günümüz vardı.
ilk gece gelenek bozulmasın diye Fuxia'ya yürüdük, yemekler vasattı en güzel şey yemek öncesi içtiğimiz Bellini idi.
Ertesi akşam ise Saint Germen'de bulunan Relais de L'Entrecote a gittik. Isminden de anlaşılacağı gibi antrikot yemek için.
Kapıda kuyruk olan ama nasıl oluyorsa hızla ilerleyen bu restoranda, tek çesit yemek var: önden salata-hardal soslu, arkasındanda nasıl pişmesini istediğinizi önden belirttiğiniz etiniz. Et dilim dilim kesilmiş ve soslu servis ediliyor, yanında harika patates kızartması, tabağınızdaki bitince tekrar geliyor. Daha fazla beklemeyin.2 defada porsiyon tamamlanıyor. Yanında kırmızı şarap ve arkasından gelen tatlıyla harika bir akşam yemeği olabiliyor, daha önce denemediyseniz mutlaka deneyin... Turistik olduğ kadar lokalde bir yer. Masaların yarısı yerel insanlarla dolu.
Çıkışta hemen üst sokaktaki dünyanın belki de en çok bilinen ve zamanında çoğu edebiyatçının gözdesi olduğu söylenen 'Cafe de Flore' de bir kahve içip geceyi sonlandırmayı da unutmayın.
Son günümüzde ise otel çevresinde azıcık dolanalım dedik ve 2 adım ilerdeki dar pasajı andıran sokağa girdik 'Rue Royal' hatta Baby Dior tam adresi "25 Rue Royal' .
Daha önce hiç girmediğim bu sokakta yerel ama lüks bir cafe-restaurant bulunuyor ve öğlenleri siyah kemik gözlükleriyle ve Dior, Chanel poşetleriyle iş arası alışveriş yapmış Fransızlar oturuyor. Dünyanın en ünlu Fransız markaları bulunan bu sokakta sadece vitrine bakıp, bir kadeh bellini ile bile günü geçirebilirsiniz.
Bir gittiğinizde mutlaka uğrayın...


17 Temmuz 2016 Pazar

Herşey Dahil Tatiller









Herşey dahil tatil sevmeyen bir eşim var benim. Açık büfeden yemek istemeyen, kalabalıkta yemek seçmeyen.
Hele sıra varsa bitti o yemek işi.
Bense Sarp için tatil köylerinin ne kadar uygun olduğunu kaliteli seçersen kalmış yemek riskini aza indirdiğini, keyifli bir tatil olduğunu anlatır dururum.
Sonunda yine de ilk deneyim olarak kalabalık olmasın dedik ve Mayıs ayında arkadaşlarımızla gitmeye  karar verdik - bu arada onlar da bu konsepte pek hoş bakmazdı.
Ets'nin kendi otellerinden Voyage Sorgun'du seçimimiz. Side'de, denizi harika değil ama olsun dedik.
Biz Bungalow tipi odalarda kaldık - çocuk olunca bahçe tipi odalar tercihim.
2015 yılında yenilenmiş olan Voyage Sorgun odalarını çok şık dekore etmiş, herşey olması gerektiği gibi, tertemiz ve yeterli.
Çocuklar için dümdüz yeşillikleri, kumun üzerinde oyun parkları, gece 12'ye kadar kids klub'ları var.
Gece şovlarıda yemek sonrası izlemeye değer. Sarp bayildı sadece onlar için bile tekrar gidilir.
Yemek konusuna gelince Cem'i oldukça memnun eden A-la Carte restoranları var tatil köyünün.Bu restoranlarda fiyata dahil sadece Steak restorandı vardı kişi başı 10 euro'ydu sanırım ama vaktimiz kalmadı deneyemedik, Ekimde inşallah😂 Biz Türk restoranı, Çin ve Rum restoranlarını denedik. Hepsi ayrı lezzetliydi. Ama benim favorim Rum oldu, Antalya'damı yoksa Yunan adasında mı tatildesin belli değil.
Her misafirin 1 defa yararlanabileceği Köy kahvaltısının çesit ve lezzetini de unutmamak lazım.
Bu arada alkollü içecekler çeşit konusunda bazı barları geçmis durumda. Servis harika, personel belli mutlu. İşlerini sevince hizmette iyi oluyor tabii.
Bu arada ayy ben binmem dedikten 5dk sonra su kaydırağının tepesinden bizim gibi el sallayacağınıza da eminim. Yorulursanız tazecik açma gözleme yer, yanında da buz gibi ayran yada Bira ile dinlenirsiniz.

Akşam üzeri açılan Lunepark'ta, - evet güzel bir Lunepark var tatil köyünün içinde -çocuklar için her oyuncak var ama asıl güzel yanı dönme dolap'ta sizde çocuğunuzla eğlenebilirsiniz.
Daha anlatmadığım bir sürü artısı var Voyage'da tatil yapmanın, Ekimde bir Mohito söyler kalanını anlatırım.


14 Temmuz 2016 Perşembe

Tuzla Yat Klubü - Istanbul'da tatil havası

Istanbul'a geldiğim zaman gitmediğim yerlere gitmeyi tercih ederim ki yeni açılan mekanlara bu kadar kısa sürede yetişmem mümkün değil.
Mayıs ayından beri tatile çıkmamış olduğumuzdan😂😂😂 bugünlerde tatil istediğim en üst seviyelerde ama yazın yeni bir yerler zor gibi.
Tatil havasını solusak ya dedik ve bizim kızları dinleyip Tuzla Yat Klubüne gittik - ne hoş yermiş orası.
Al eline biranı, sok ayağını denize ohhh gel keyfim gel...
Mekan karman çorman, her yerde masalar sandalyeler, ne varsa toplamışlar. Toplamışlar ama sanki toplayan işini biliyor gibi...
Lezzetler hakkında yorum yapamayacağım, biz ara sıcak tabağı ve birer bira aldık, denizi seyrettik, sohbet ettik, sonra gelicez dedik ve ayrıldık.
Istanbul'da yaşıyorsanız, denizi seviyor, benim gibi mekan dediğin rahat olur, ben doğal yerleri severim diyorsanız mutlaka yolunuzu düşürün.
Bu arada merak edenler için fiyatlar ortalamanın üzerinde!
Ara sıcak tabağı 45tl
Efes 33cl 15tl
Corona 17tl


14 Temmuz 2015 Salı

Ayvalık'ta bir Ayna

önünden geçip te aa burası işte dediğiniz ama nedense giremediğiniz mekanlar var mı sizinde? benim var; Cunda'daki Ayna Cafe&Restaurant'ta bunlardan bir tanesiydi.
Tiril tiril perdeleri, bembeyaz koltukları, mis gibi çiçek kokularıyla.
İçeri girer girmez bir huzur sarıveriyor içinizi, raflardaki zeytinlerin ve zeytinyağlarının etkisi büyük.
Hangi masaya oturduğunuz önemli değil, hepsi birbirinden güzel.
Nerdeyse tüm adalarda olduğu gibi Cunda adasındada kediler çok seviliyor, biz yemek yerlen içeri girip ona ayrılmış kaptan suyunu içen, bize belki sizle takılırım bakışları atıp, bizden aynı heyecanı göremeyip giden kedi gösterdi bize bunu.
Menu oldukça çeşitli; notta belirtildiği gibi herşey zeytinyağı ile mevsiminde pişiriliyor ve belli ki sevgi ile servis ediliyor.
Biz öğle vakti atıştırmalık ortaya bir şeyler alalım dedik; zeytinyağlı Enginar dolması tazecik yaprakları, deniz ürünleri güveç ise deniz kokusuyla geldi soframıza. Ardından enginarlı-karidesli erişte aldık- bana kalırsa sofranın yıldızı kendisi. karidesler dondurulmuştu ama kendileri dondurmuş gibi geldi bana, sanki o hazır çimçimlerden değildi. 
Ardından asma yaprağına sarılı sardalya ve sütte levrek istedik. 
Yerimiz kalsa menüde kalan diğerlerinide isterdik...
Tadı damağımızda ve sohbetlerimizde tüm günümüzde kaldı, Cunda'ya yolunuz düşerse mutlaka gidin, sakın kaçırmayın! Fiyatlara gelince; ortalamanın biraz üzerinde, damak tadınıza düşkünseniz değer...

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Kvcii Coffee House-Ayvalık

Her sene yazlık için Ayvalık tarafına geliriz, gelmeden öncede ben uzun uzun yeni yerler yeni mekanlar ararım. 
Yemek yemek için ayrı, kahve içmeye ayrı liste tutarım...
Instagram'da uzun zamandır gördüğüm tatlılarını kavanozda servis eden, samimiyetiyle isminden söz ettiren bir cafe vardı.

Kendilerine 'best coffee in town' lakabını yakıştırmışlardı.
Bugün merkeze sırf orada bir kahve içelim diye gittik...
Mekan sevimli, masalar-sandalyeler belli ki özenilmiş, Ayvalığın dokusu modern bir zevkle birleştirilmiş. 
Tek sevmediğim detay ise o soğuk dolabı oldu. Nedense Türkiye'de cafeler bile meze dolabı benzeri sevimli olmayan-dekoratif hiç olmayan dolaplardan alıyor. 
Ben iyi düşünüp 'bi yer açıyorsan mutlaka almalısın' diye kandırıldıklarını düşünüyorum yoksa neden boş tutsunlar.

Gelelim siparişlere; ben latte ve kayısılı cheesecake istedim, eşim çilekli limonata.

Çilekli limonatasından çok bahsediliyordu bu arada.
Limonata güzel, tavsiye ederim, hele de dışarısı 34 dereceyse harika...
Kahve benim gibi kahve peşinden koşturan bir kişi için güzel ama harika değil. 
Cheesecake'e gelince; tabanını tarçın katarak hazırlamışlar, çok hoş olmuş.
Peynir kısmı sormadım(arada oğlum gitmek için çekiştirdiğinden) ama non-bake yani fırınlanmayandı sanırım öyleyse çok güzel, değilse de güzel ama biraz daha katı olsa daha iyi olurdu. 
Kayısı sosu ise çok lezzetliydi, ama az geldi bana. Birazcık daha koysalar daha fazla lezzeti alınabilirdi. 
Ayvalık merkezde geziyorsanız mola vermek için güzel mekan... 

24 Nisan 2015 Cuma

Arabica Coffee House-Tepe Prime

Ara ara iş için uğradığımda gördüğüm bir kahve dükkanıydı benim için Arabica, birde tabii instagramda iştah açıcı kahve fotoğraflarıyla.
Bu sabah o tarafta işim olunca hemen bi denesem 1-2 işimi de hallederim, kahvenin tadına da bakmış olurum dedim ve yönümü Arabica'ya çevirdim.
Ben gittiğimde mekan çok kalabalık değildi, Ankara'nın hala kışı yaşadığı bugünlerde yere kadar inen camlarından içinizi ısıtacak bir sıcak giriyordu. 
Eğer güne coffee shop'ta başlıyorsam klasikleşen kahvaltım croissant ve light süte latte olduğundan, aynı siparişi verdim ve oda ne Ankara'da yediğim en iyi croissant- lezzet harikaydı ama azıcık daha  çıtır olmalıydı- ve lezzetli latte.
Sandviçlerinde fazla ilgimi çeken bir tane olmadı ama tatlılarda gözüm kaldı...
Kendileri mi yapıyor, bir yerlere mi yaptırıyorlar bilmiyorum ama iyi ki yapıyorlar.
Oralara yolunuz düşerse yada en iyisi düşmese de düşürün ve tadına bakın...

Bu arada harika bir yarışma yapıyorlar instagramda, ben katıldım ve çok istiyorum kazanmayı, gidip bol bol fotoğraf çekmeyi, sizde gidin sıcacık kahvenizi için ve Instax mini 8 kazanma şansı yakalayın...

5 Nisan 2015 Pazar

CerModern



cuma günü İstanbuldan herkesin gelmesiyle düğün telaşımız başladı...
cumartesi gününün tamamında eğlenerek geçirirken gece 03:00 gibi yatacağımızı hesaba katıp ertesi gün brunch'a gidelim de bizimkiler yola çıkmadan önce uzun uzun kahvaltı edelim dedim...
brunch için daha önce gidip yer bulamadığım CerModern'i seçtim ve iyi etmişim...
menu oldukça zengindi, çeşit çeşit zeytinler, peynirler, salamlar jambonlar...
sıra zeytinyağlılara gelince enginarlar, kabaklar...
pastane ürünleri bir yanda tatlılar diğer yanda...
ne isterseniz var anlayacağınız lezzetleride harika... 
sınırsız çay ve portakal suyu da fiyata dahil ama içtiğimiz nescafe ve türk kahvesi için ayrıca ücret aldılar aklınızda bulunsun...

Cermodern haftasonu keyifli vakit geçirmek için harika bir mekan. Özenle seçilmiş müzikler, tertemiz yerler...
Bebekli aileler unutulmamış, mama sandalyeleri de alınmış, bayanlar tuvaletine alt açma masası da konulmuş ama tek sorun yeterince temiz olmamasıydı, birazcık daha özen ister. Masanın altına çantamı koymak istedim sonra vazgeçtim... 

Bu konuyada azıcık özen gösterilirse, beni ayın 2-3 pazarı orda görmeniz muhtemel...


16 Mart 2015 Pazartesi

Ankara'da Kahvaltı

Bizim aklımıza Ankara'da kahvaltıya gidelim dediğimizde İran caddesi Big Chefs yada Filistin Kafes gelir, daha öncede bahsetmiştim alışkanlıkları olan bir aileyiz diye☺️
Ama aynı zamanda yeni yerler görmeye, yeni tatlar denemeye de çok açığız.
Bu pazar arkadaşlarımızla Ankara Kalesi'nde bulunan Çengelhan 'daki Divan brasserie'ye düştü yolumuz.
Brunch sevenlerdenseniz mutlaka gitmelisiniz.
Ortam harika, yenilenmiş eski bir han, etrafınızda Rahmi Koç'un arabaları, fotoğrafları...
Yemekler divan kalitesinde, servis çok hızlı ve güleryüzlü...
Gelelim menüye... Masaya oturur oturmaz taze portakal suyunuz ve çayınız geliyor sonrasında yemeklere yöneliyorsunuz.
Menü'de ne ararsanız var, kahvaltılık 3-5 çeşit peynir, zeytin çeşitleri,yeşillikler sınırsız 1-2 çeşit börek, 2-3 çeşit şarküteri ürünleri, sıcaklardan sosis, menemen ve daha 1-2 çeşidi...
Ekmek ve pastane kısmı tabii kendilerine yakışır şekilde taptaze... 
Kekler ve tartlarda cabası...
Daha neler neler... 

Fiyatlara gelince; yetişkin kişi başı 42tl ,0-6 yaş ücretsiz ve 6-12 %50 indirimli.

Çıkışta müze girişindeki sevimli dükkanlardan cam vazoyu gözüme kestirmiştim yeni evime çok yakışacak☺️
Keyifli bir pazar için değiliklik yapın ve Ankara Kalesinin yolunu tutun...
Pişman olmazsınız...

7 Mart 2015 Cumartesi

kadınlar günü...

özel günlerin çoğunu ticari olarak görsem de kadınlar günü bana sempatik geliyor ne yalan söyliyim...
ülkemizde kadının bir değeri olmadığından mıdır bilmem ama yılda 1 günde olsa kim olursa olsun, ne iş yaparsa yapsın, eğitimli olsun olmasın, zengin olsun olmasın, değerlisin ve senin için yılda 1 günde olsa var işte, biz seni hatırlıyoruz sende kendini hatırla, değerini anımsa, kendine o gün özen göster, değerini bil bildir demek gelir içimden...
en azından yılda 1 gün kimse vermezse siz kendinize çiçek alın yada dışarı çıkın kendinize kahve ısmarlayın, gülün hep gülün o gün... 
anne olup, eş olup, doktor, avukat,sekreter, temizlikçi olup kendinizi unuttuysanız eğer hatırlamak için iyi bir gün, gülümseyin ve tekrar edin... 
"Ben değerliyim" ...

JW Marriot Ankara bu özel günü unutmamış ve biz bayanları bir araya toplayıp sizin gibi eşsiz bir tatlı yapalım demiş, kurmuş Makaron atölyesini...

Yaptık, yedik, güldük eğlendik... yetmedi kutuladık evlere de getirdik... 

bizi hatırladığın için teşekkür ederiz...

21 Şubat 2015 Cumartesi

Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü...Etgar Keret

Hediye almayı çok severim, kim sevmez ki zaten! ama hediye kitap olduğunda daha da çok sevinirim... eline geçeni okuyan tiplerdenim ben kaliteli bir kitap bulduğumda yutkunmadan içine dalanlardan...
Etgar Keret - Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü de öyle bir kitap, kendine has tarzı, basit ama etkileyici anlatımı kendisinin önceden hiçbir kitabını okumadığımın kendi ayıbım olduğunu gösterdi bana...
Kesinlikle tavsiye ederim...

9 Şubat 2015 Pazartesi

Benim Fikrim Mühim Diyenlere...

Yeni şeyler denemeyi, denediklerimi çevremle paylaşmayı hep sevmişimdir. Hatta öyle ki çok iyiyse yeni çıkan ürün elime telefonu alır yakın çevreme tavsiyelere başlarım...
Ben bunları yaparken kardeşimden gelen bir mail hemen ilgimi çekti. Fikriniz bizim için önemli diyordu mailde.
Fikrinizi paylaşmak için yapmanız gereken, web sitesine üye olmak, profil bilgilerinizi eksizsiz ve doğru doldurmak ve beklemek. Sizi seçtikleri kampanyalarda size üründen numune gönderiyorlar, siz kullanıyor, tüketiyor ve çevrenizle paylaşıyorsunuz. Sonrasın da fikrinizi doğru ve detaylı bir biçimde paylaşıp markanın gelişmesine katkıda bulunuyorsunuz...

Hepsi bu!

Benim fikrime şimdiye kadar 2 defa başvurdular; iki farklı markanın ürünlerini denedim, raporlarımı verdim ben şimdilerde beklemedeyim.

Sizde benim fikrim mühim bana da danışsınlar derseniz, link aşağıda...



www.fikrimuhim.com